TBMM HANGİ ŞARTLARDA KURULDU ?
Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)
Millet iradesinin temsil edildiği yer olan yüce Meclisimizin kuruluşunun 106. yılına ulaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
23 Nisan 1920’de olağanüstü şartlar altında kurulan ve tam bağımsız modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM’nin kuruluşu, son derece önemli ve dikkat çekici özellikler taşır.
Bu büyük kutlu mübarek projenin sahibi ve uygulayıcısı tartışmasız Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Onun siyasi ve askerî dehası sayesinde Türk Milleti bugün Anadolu’da Al Bayrağın altında tarih içindeki yolculuğuna devam etmektedir.
Birlik ve beraberlik içindeki bu yolculuktaki en büyük dayanak noktası Atatürk’ün “ Türkiye Cumhuriyetini Kuran Anadolu Halkına Türk Milleti denir” diyerek hiç ayırım yapmadan herkesi bağrına basan ifadesidir. Herkes, her kesim bu sözün mana derinliğini iyi anlamalıdır.
Saltanat’ın ve Osmanlı Hükümeti’nin devam ettiği bir dönemde kurulan TBMM, sanıldığı gibi huzurlu ve elverişli bir ortamda ortaya çıkmamıştır.
TBMM’i, ülkenin işgal altında olduğu, büyük sıkıntıların ve belirsizliklerin yaşandığı bir süreçte; hakkında idam kararları ve ölüm fetvaları bulunan kadroların öncülüğünde kurulmuştur.
O Meclis’te görev yapan milletvekilleri konforlu ortamlarda bulunmamış, lüks içinde yaşamamıştır. Kısıtlı imkânlarla, çoğu zaman ortak alanlarda kalarak, karavanadan yemek yiyerek ve hiçbir karşılık beklemeden görevlerini yerine getirmişlerdir.
Birinci Dönem milletvekillerinin önemli bir kısmı eğitimli kişilerden oluşuyordu. Farklı meslek gruplarından gelen bu temsilciler arasında serbest meslek sahipleri, devlet memurları, askerler, din adamları ve teknik personel yer almaktaydı. Ayrıca bu milletvekillerinin önemli bir bölümü bir veya birden fazla yabancı dil bilmekteydi.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi üzerine kurulan TBMM, üstünde hiçbir güç tanımayan bir anlayışla hareket etmiş ve Cumhuriyet’in ilanına kadar uluslararası ilişkilerde, içerde yasama ve yürütme görevini de üstlenerek Ankara Hükümeti olarak faaliyet göstermiştir. Bu süreçte Meclis ve Hükümet Başkanlığı görevini Mustafa Kemal Atatürk yürütmüştür.
Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra işgal altındaki ülkede büyük tehlikelerle dolu bir yolculuğa başlamış; stratejik öneme sahip şehirlerde kongreler düzenleyerek milli direnişi canlandırmıştır. Sonunda Ankara’ya ulaşarak, bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak bilinen binada, 23 Nisan 1920’de TBMM’yi açmıştır.
Yaklaşık bir yıl süren bu zorlu süreçte, katıldığı kongrelerde millete; ülkenin işgal altında olduğunu, vatanın bütünlüğünün tehlikede bulunduğunu ve bu durumdan ancak milletin azim ve kararlılığıyla çıkılabileceğini anlatmıştır. Ayrıca manda ve himayenin kabul edilemeyeceğini kararlılıkla vurgulamıştır.
TBMM Milli Mücadele’yi başarıyla yönetmiş; düzenli orduyu kurmuş, iç isyanları bastırmış ve Sakarya Meydan Muharebesi ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi gibi kritik savaşları kazanarak işgalci güçleri Anadolu’dan çıkarmıştır. Bu sürecin sonunda Yunan ordusu İzmir’de denize dökülmüştür.
TBMM Hükûmeti adına İsmet İnönü, işgalci devletlerle Mudanya Ateşkes Antlaşması’nı imzalamış; ardından Sevr’i geçersiz kılan Lozan Barış Antlaşması ile uluslar arasında Türkiye’nin tam bağımsız bir devlet olması sağlanmıştır. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden modern Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.
1918–1923 yılları arasında beş yıl süren Milli Mücadele dönemi, Türk tarihinin en zorlu ve sıkıntılı dönemlerinden biridir. Ülke işgal edilirken, Saltanat ve Damat Ferit Paşa Hükûmeti işgalcilere karşı direnmek yerine onların taleplerine boyun eğmiştir.
Hatta Kuvayı Milliye’ ye karşı kuvvetler oluşturulmuş ve direniş hareketleri engellenmeye çalışılmıştır. Sultan Vahdettin ve Damat Ferit Paşa yönetiminin, ülke topraklarının işgalciler arasında paylaşımını sağlayacak ve Anadolu’daki Türk varlığını sona erdirecek nitelikteki Sevr Antlaşması’nı imzalaması (10 Ağustos 1920) TBMM’nin hangi zor şartlar altında kurulduğunu açıkça göstermektedir.
Milli Mücadele yılları, yalnızca 1919’da başlayan bir süreç değildir. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı gibi ardı ardına yaşanan savaşların devamı niteliğindedir.
Milli Mücadele, Türk milletinin bağımsızlığını korumak için verdiği son ve kararlı mücadelenin ifadesidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadele yıllarını ayrıntılarıyla ve belgeleriyle 1927’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (CHP) ikinci kongresinde altı gün boyunca okuyarak anlatmıştır. Bu konuşma Nutuk adını almış ve yayımlanmıştır.
Nutuk bir hatırat ya da tarih kitabı değildir; bir dönemin hesaplaşması özelliklerini taşıyan yönleri olsa da, ağırlıklı olarak Atatürk Nutuk’ta, kendisinin başlattığı ve kendisinin yönettiği bir dönemin Milleti’ne verdiği hesabını vermiştir. Tarihin hiçbir liderinde görünmeyen bu davranış, Atatürk’ün yaptıklarından emin olmanın, kendine güvencin göstergesidir.
Bu yönüyle NUTUK tarih araştırmacıları ve okuyucuları için en güvenilir kaynak özelliği taşır. Her aydının bu eseri dikkatle okuyup anlaması büyük önem taşımaktadır.
Zorlu mücadelelerden geçerek, uçurumun kenarından kurtarılan topraklarda kurulan Yeni Devleti’mizi kuranların, Başta Büyük Atatürk olmak üzere, onun kahraman silah arkadaşlarının, aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhları şad olsun.
Ne yapsak onlara borcumuzu ödeyemeyiz.

